Ana Sayfa  |   Oyunlar  |  Oyuncular  |  Haberler  |  Oyun Programı  |  İletişim  |  Ziyaretçi Defteri
 
Komedi Dünyasında Yeni Soluk (Begüm Yılmaz'ın Röportajı)





KOMEDİ DÜNYASINDA YENİ SOLUK

Geçtiğimiz sezon ‘Arapsaçı’ ile seyircinin beğenisini kazanan ‘Tiyatro Dünyası Oyuncuları’ bu sezon ‘Olacak Şey Değil’ ile güldürmeye devam ediyor. Ekibin kurucusu, oyunların yönetmeni Can Törtop ve başrol oyuncularından Berke Hürcan, MyBilet e-dergi’ye konuştu. Tiyatronun eğlenceli bir sanat dalı olduğuna inanan ikili “Komedi türünde yeni bir enerji doğurma niyetindeyiz” diyor. Röportaj: Begüm Yılmaz

‘Tiyatro Dünyası Oyuncuları’ ekibinin kurucususunuz. Kadronuzu ağırlıklı olarak genç bir ekip mi oluşturuyor?
Can Törtop:
Kendimiz de genç olduğumuz için rolleri dağıtırken bu ayrıntıyı gözetiyoruz. Ama tabii ki, oyun ve canlandıracağımız roller hangi özellikte ve hangi karakterde birini gerektiriyorsa, kadromuzu o doğrultuda oluşturuyoruz. Biz 2012 yılında kurulduk, fakat öncesinde Ali Erdoğan, Nedim Saban ve Ali Poyrazoğlu gibi isimlerle başka tiyatrolarda da sahne aldık. Artık kendi tiyatromuzu kurmanın zamanı gelmişti.



Ekibi kurarken hangi kriterler öne çıktı sizin için?
Bir de ben sadece yönetmeyi değil, oyunun içine dâhil olmayı da seviyorum. Bu yüzden rol arkadaşımın da bana uygun yaşlarda olması gerekiyor. Aslında kadronun yaş ortalamasını biraz da bu durum belirliyor. Ben ekip olmayı seven bir insanım. Şu anda geçen seneki ekibimizden sadece bir kişi yok aramızda. Komedi hafife alınan bir tür gibi gözükse de özelikle fars, özgün oyunculuk tarzı ve tecrübe gerektiren bir türdür. Gazanfer Özcan, Tevfik Gelenbe, Haldun Dormen gibi usta isimlerin tecrübeli kadroları da artık günümüzde kalmadı maalesef. Bu yüzden biz komedi alanında yeni bir enerji doğurma niyetindeyiz ve kadromuz, yeni arkadaşlarımızın da aramıza katılmasıyla giderek güçleniyor.



Yollarınız nasıl kesişti?
C.T:
Geçen sezon ilk oyunumuzun kadrosunu oluştururken çok özendik ve pek çok isimle görüştük. Berke’yle de bu vesileyle tanıştık ve çok bağdaştık. Tanışır tanışmaz, hayata karşı duruşumuz, tiyatroya karşı inandığımız değerler ve aldığımız keyfin birbirine çok yakın olduğunu gördük. Bütün bunlar bir araya gelince hem çok yakın arkadaş hem de çok iyi bir ekip olduk. Bu elektrik sahnede seyirciye de yansıyor. Oyunculuk da zaten bir nevi duygu yönetimi ve elektrik işi olduğundan, kadromuz iyi anlaşabildiğimiz insanlarla dolu. Ben ajans ortamlarını ve televizyonda yer almayı pek sevmiyorum. Daha çok tiyatrocuların tanıdığı bir insanım. Hal böyle olunca yeni bir tiyatro kurduğunuz zaman, tanınmış kişilerin size güvenmesi zor oluyor. Bu noktada Berke, bana en güven duyan isimlerden biri olmuştu, umarım karşılığını da almıştır.
Berke Hürcan: Can her şeyden önce çok iyi, insancıl biri ve bu tarz insanlara günümüzde artık ender rastlanıyor. Ben 42 yaşındayım. Belli bir yaştan sonra dost bulmak iyice zorlaştığı için, Can’ı ilk tanıdığımda şaşırdım. Fakat ne kadar profesyonel olursa olsun, provalarda o kadar amatör bir ruhla çalışıyor ve çalıştırıyor ki… Normalde her yönetmenin yapacağı bir şey değildir bu. Can bizden gelen her öneriye açık olduğu için, birlikte oyunu istediğimiz doğrultuda şekillendirebiliyor ve coşkuyla sahneliyoruz. Bu da hepimizde yeni bir oyun daha sergileme ve daha çok çalışma hissi uyandırıyor. O yüzden içim çok rahat.

Sizin modellik ve sunuculuktan oyunculuğa adım attığınız çok yönlü bir kariyeriniz var. Sahne sanatlarıyla tanışmanız nasıl gerçekleşti?
B.H:
Şans eseri oldu. İlk oyunum Erhan Yazıcıoğlu’nun beni kadroya dâhil ettiği ve Sadri Alışık Küçük Sahne’de oynadığımız ‘Bahçemdeki Ayı’ydı. O deneyimim çok başlangıç seviyesiydi ve pek bir şey algılayamamıştım. Çünkü sahne ve kamera oyunculuğu birbirinden çok farklı. Tiyatro er meydanı ve ben oyunculuk yapamadığımı Can’la tanıştıktan sonra fark ettim. Averaj oyuncu bile olsanız, televizyonda çok iyi gözükebilirsiniz. Yönetmen başarılıysa, sizin olumlu taraflarınızı çok güzel parlatabilir. Ama sahnede böyle bir şansınız yok. Seyircinin karşısında layığıyla oynamak zorundasınız. Can, bu anlamda sahnenin tozunu bana öğreten adamdır. Beni tiyatroya başlattığı için buradan Erhan Ağabey’e de (Yazıcıoğlu) teşekkür ediyorum. Oyunculuk yaptım demek istiyorsanız, mutlaka tiyatro sahnesinden geçmeniz gerekiyor.



Geçtiğimiz sezonlarda büyük beğeni toplayan ‘Arapsaçı’, bu sezon da seyirciyle buluşacak mı?
C.T:
Arapsaçı’nı çok uzun süre oynadık. Şimdiyse ‘Olacak Şey Değil’ isimli oyunumuza yoğunlaştık. Hatta dekorunu bile bu oyunumuza adapte ettik. O yüzden pek kolay gözükmüyor. (Gülüyor) Ancak hâlâ izlemek isteyenler, toplu satış için arayanlar var. Belki Ocak ayında bir- iki kez daha sahneleyebiliriz. Çok güzel reaksiyonlar almıştık. Eylem Şenkal vardı aramızda. O da çok güçlü bir oyuncu ve iyi bir ekip arkadaşı. Oyun güzel bir yerdeydi, ama 1,5 yıl sonra insan yeni bir şeyler sahneleme ihtiyacı duyuyor. Ayrıca “Başlangıç oyunumuz çok tuttu, ama bakalım devam ettirebiliyor muyuz” diye boyumuzun ölçüsünü de görmek istedik.
B.H: Kendimizi ne kadar zorlayabiliyoruz diye denedi, sağ olsun. Bütün contayı yaktık provalarda. (Gülüyor)

Ortaoyunu’ndan besleniyor, hicvetmeyi seviyoruz

Yine fars türünde ele aldığınız ve başrollerini paylaştığınız ‘Olacak Şey Değil’ yeni sezonda bol kahkaha vaat ediyor. Michael Cooney’nin kaleme aldığı, Haldun Dormen’in çevirdiği bu eğlenceli seyirliği günümüze nasıl adapte ettiniz?
C.T:
İngiliz komedisinde onların güldüğü esprilerle Türklerin güldüğü şeyler bambaşka. Farsı yazmak zor olduğu ve maalesef bu alanda çok iyi oyun yazarlarımız da bulunmadığı için, böylesine iyi metinleri yurt dışından almak gerekiyor. Oyunları kendi kültürümüze adapte ederken de politik ve sosyal gündemden çeşitli eklemeler yapmak hoşumuza gidiyor. Artık sadece sanatta değil, her yerde ciddi bir sansür baskısı var ve hatta bu durum otosansüre dönüştü. Geçen sene ‘Arapsaçı’nı sahnelerken pek çok kişi bize “Haftaya oynayamazsınız” diyordu. Sansür var, ama bizim yaptığımız o sınırların dışında. Çünkü sanatın muhalif bir tavrı var ve biz de bunu alıyoruz. Fars, Türk Tiyatrosu’nda Haldun Dormen’le özdeşleşmiştir ve ‘vodvil’ onun kardeş türüdür. Bunu da Tevfik Gelenbe ve Gazanfer Özcan daha çok benimser. Dolayısıyla iki yorumu vardır. Haldun Dormen daha klasik tarafını ele alırken, Tevfik Gelenbe ve Gazanfer Özcan daha bize göre oynar, sürekli hicveder ve Ortaoyunu’ndan beslenirler. Biz bu tarafa daha yakınız ve hicvetmeyi seviyoruz. Bazen açmazları kendimizi yaratıyor olsak da, tiyatronun güldürürken günün sonunda bazı şeylere değinmiş olması gerektiğine inanıyoruz.



Peki, bir oyunda hem oyuncu hem yönetmen olmanın kolaylıkları ve zorlukları nelerdir?
C.T:
Yönettiğiniz oyunda oynamak çok kolay bir şey değil. Çünkü yönetmen her şeyi görüp, müdahale etmesi gereken kişiyken, oyunun içinde yer aldığınız zaman belli bir yere kadar gözlem yapabiliyorsunuz. Haliyle oyunun içinde en emin olmadığınız kişi de kendiniz oluyorsunuz. Ancak bu türün içinde olmak size başka şeyler de katıyor. Bir oyuncu hele ki bir komedyen, oyunda pek çok kişinin açmazlarını hisseder ve bu da oyunun içinde birçok eklentiyi doğurur.
Oyunda canlandırdığınız ‘Eric Swan’ karakterinden kısaca bahseder misiniz?
B.H: Eric Swan son derece üçkâğıtçı, devletten vergi çalan, herkesin zaaflarından yararlanan ve onları aldatan bir karakter. Ama buradaki aldatma, iki karşı cins arasında yaşanan anlamda aldatma değil. Bu bakımdan içinde reel anlamda aldatma eylemi geçmeyen tek fars oyunu diyebiliriz. Oyun zaten oynandıkça oturuyor. Sahnede seyirciye duyguyu geçirebilmek için bir süre o karakterle yatıp kalkmanız gerekiyor. O yüzden bu aralar çalışırken baya bir devleti dolandırmışlığım var. (Gülüyor)



Çeşitli salonlarda konuk ekip olarak yer alıyorsunuz. Bu paylaşım, ev sahibi tiyatrolarla aranızda nasıl bir etkileşim yaratıyor?
C.T:
Biz ağırlıklı olarak Duru Tiyatro’da oynuyor ve onların tiyatro anlayışına çok inanıyoruz. 20 yıl öncesinden bahsedecek olursak, o zamanlar sahnesi olmayan tiyatro zorda olurdu. Fakat şimdi seyircilerin alışkanlıkları değiştiği için, sahnesi olan tiyatrolar bile İstanbul’u geziyor. Bu yüzden bir sıkıntı yaşamıyoruz. Belediyeler ve Kültür Merkezleri de kurumsal olduğu için belirli tarihler doğrultusunda oyunlarımızı sahneliyoruz. Ama zaman zaman salon sıkıntısı yaşayabiliyoruz. Çünkü yeterli sayıda salon yok ve tabiri caizse bazı salonların da mafyaları olduğu ve çeşitli yollarla önemli günleri kapatıp, kendi istedikleri tiyatrolara verdikleri için bu engeli kolaylıkla aştığımızı söyleyemeyiz. Fakat şimdilik her şey yolunda gidiyor.

Sezona hazırlanırken repertuarınızda yer alacak oyunları hangi kriterler doğrultusunda belirliyorsunuz?
C.T:
Biz tiyatronun eğlenceli bir şey olduğunu ve tekstin mizaha hizmet etmesi gerektiğini düşünüyoruz. Bu süreç çok zaman alıyor. Genellikle iyi yazılmış, eğlenceli, matematiği iyi olan metinleri tercih etmeye çalışıyoruz. Bu oyunu, ülkenin gündemine yakın olduğu için seçtik. Bir de Michael Cooney bu oyuna çok özenmiş. Kaleme aldığı tek oyun, fakat 15 adet farsa yazılabilecek konu yazmış. Normalde oyunun süresi üç saate yakın. Biz iki saatle sınırlandırdık. Daha da kısaltmak istemiyorum, çünkü oyunların süresi neredeyse 45 dakikaya kadar düştü. Biz bu oyunu bir akşam eğlencesi olarak görüyor ve seyirciye güzel bir ortam hazırlamak istiyoruz.



Bu oyunun farklı bir enerjisi var

Tiyatroseverlere hep komedi türünde eserler mi sunacaksınız?
C.T:
Evet, bizim janrımız komedi. Belki komedi de bizim işimizdir. Seviyoruz, oynarken çok eğleniyoruz. Mesela ‘Arapsaçı’nı oynadığımız sezon her şey bir anda arapsaçına döndü. (Gülüyor) Oyuncu sezon boyunca rolü üstüne alıp, yaşadığı için bırakın komedi olsun da mutlu mutlu yaşayalım. Aslında tiyatro türleri bazı kavramları ifade etmek için yaratılır. Komedide biz önce seyircinin zihnini samimiyetle açarız, seyirci de o samimiyete inanırsa güler ve sonrasında konuşabileceğiniz yerler çıkar. Fakat dram türünde hüzün damarını bulmanız gerekir.
B.H: Birkaç arkadaşıma oyundan bahsettim, şimdi hepsi kalabalık bir şekilde geliyor. Bu oyunun değişik bir enerjisi var. Seyreden tekrar seyretmeye geliyor. Böyle giderse daha büyük salonlara ihtiyacımız olacak.



Turne düzenliyor musunuz?
C.T:
Her ay mutlaka bir ya da iki kez düzenliyoruz. Geçen hafta Bilecik’e gittik. Önümüzdeki günlerde de Antakya, Gazi Antep, Mersin, Silifke ve İskenderun’a gideceğiz. Ama biz turne tiyatrosu değil, gişe tiyatrosuyuz. Bu tercihi daha doğru buluyoruz. Aynı zamanda turneye gitmenin tiyatronun en keyifli taraflarından birisi olduğuna inanıyoruz ve yapmaya da devam edeceğiz.

Seyircilerin kültürel ve coğrafi farklılıkları oyun seçiminizde önemli rol oynuyor mu?
C.T:
Türk halkının genel tavrına hitap ettiğimiz için farklılıklar bizi çok etkilemiyor. Bizim oyunlarımızda keyif aldığımız bir durum var, esprilerimize grup grup gülünmesi… Mesela Bakırköy seyircisi, Kadıköy seyircisiyle aynı şeye gülmez. Her grup farklı kısımlara reaksiyon veriyor. Her oyun bir mücadele aslına bakarsanız.

Tiyatronuz bünyesinde gerçekleştirdiğiniz sosyal sorumluluk projeleriniz var mı?
C.T:
Evet, geçen sene bir oyunumuzun tüm gelirini ‘Çarşı Köy Okullarına Koşuyor’ yardım kampanyası için harcadık. Bir araba dolusu malzeme satın aldık. Ben her derneğe inanmam, fakat Çarşı’yla bizzat gittik tanıştık. Para kabul etmiyorlar. Her şeyi kendiniz yapıyor, sürece dâhil oluyorsunuz. Böyle bir oluşumun parçası olmak çok gurur verici… Bu sene kampanya başladığında oyunumuz daha sahnelenmiyordu, fakat şimdi yine kolları sıvayacağız. Hayvan barınakları için de çeşitli yardımlarda bulunduk. Bu girişimler bizi mutlu ediyor.
B.H: Yalnız çok acı olan bir taraf var. Konuya ekonomik ve sektörel açıdan bakacak olursak, reyting rekorları kıran bir dizinin oyuncusu bir bölüm para almasa ve o meblağı bu tarz sosyal sorumluluk projelerine, yardım kampanyalarına bağışlasa pek çok köy okulu refah içinde eğitim ve öğretim yıllarını sürdürebilirler. Biz onlara göre daha az kazansak da görev ve sorumluluklarımız doğrultusunda pusulamızdan şaşmayacağız.

‘Tiyatro Dünyası Oyuncuları’nın gelecek projeleri nelerdir?
C.T:
Oyunlarımız bu sezon devam edecek. Gelecek projelerimizde daha günceli takip edecek çalışmalar olması açısından müzikli bir kabare yapma niyetimiz var. Ayrıca sahne almak için bazı görüşmelerde bulunduk. Önümüzdeki senelerde sahnemiz olursa daha da rahat hareket edebileceğimiz düşüncesindeyiz.

CAN TÖRTOP KİMDİR?
Can Törtop, 1982’de Balıkesir’de doğdu. 1997 yılında tiyatro oyunculuğuna başlayan Törtop, çeşitli topluluklarda yer aldığı oyunların yönetmenliğini de üstlendi. ‘Fazla Mesai Tiyatro Grubu’ ve daha birçok tiyatro kulübünde eğitim veren sanatçı, 2012 yılında ‘Tiyatro Dünyası Oyuncuları’ isimli bir grup kurdu. Halen bu ekipte oyunculuk ve yönetmenlik yapan Törtop, tiyatro projelerine devam etmektedir.

BERKE HÜRCAN KİMDİR?
Berke Hürcan, 9 Mayıs 1972’de İstanbul’da doğdu. Marmara Üniversitesi İşletme Bölümü’nden mezun olan Hürcan, 1993 yılında düzenlenen ‘Best Model Of Turkey’ yarışmasında Türkiye’nin ilk Best Model’ı seçildi ve dünya çapında ülkemizi temsil ettiği ‘Best Model Of The World’den ikincilikle döndü. Modellik ve sunuculuktan sonra çeşitli dizi ve sinema filmlerinde boy gösteren Hürcan, kariyerini oyunculuk ve tiyatro alanında devam ettiriyor.

KOMEDİ TİYATRODA İZLENİR!
Sezonun en kahkahalı oyunu olarak ün salan ‘Olacak Şey Değil’, işsiz kaldığı halde bunu karısına itiraf edemeyen bir adamın, devleti ve etrafındaki herkesi kandırarak türlü yalanlarla çevresindekileri de bu oyuna dâhil etmesini konu alıyor. İki perde boyunca alt metninde güncel olaylara da yer vererek temposunu hiç düşürmeyen bu eğlenceli seyirlik, 12 ve 26 Aralık Cuma günleri saat 20.30’da Duru Tiyatro’da sahnelenirken, 23 Aralık Salı günü saat 20.30’da Ortaköy Afife Jale Kültür Merkezi’nde. Tam bilet 30.00 TL, indirimli 20.00 TL’dir.

İNTERNET GİŞESİ
http://www.mybilet.com/event/17169/olacak-sey-degil/

Begüm Yılmaz
MyBilet e-Dergi€


Yayın Tarihi: 1/5/2015
 
Devam Eden Oyunlar
 

Hangisi Karısı

Tiyatro Dünyası Oyuncuları Oyun Programı için
Tıklayın!

HEMEN BİLET ALIN  



Tiyatro Kursu Başlıyor!
Çalışanlara yönelik hobi sınıfı!

Bizi Takip Edin  



Arapsaçı Tanıtım Klibi  

 
Webmaster: Can Törtop